Çıbanının başı okyanus ötesidir"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İstanbul’daki terör saldırısına ilişkin, "Çıbanının başı okyanus ötesidir. El Bab’ta verdiğimiz kayıpların müsebbipleriyle ülkemizde patlayan bombaların ve sıkılan kurşunların tembihleyicileri aynı adrestedir" dedi.

- Bu haber 6 kez okundu.

Çıbanının başı okyanus ötesidir"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İstanbul’daki terör saldırısına ilişkin, "Çıbanının başı okyanus ötesidir. El Bab’ta verdiğimiz kayıpların müsebbipleriyle ülkemizde patlayan bombaların ve sıkılan kurşunların tembihleyicileri aynı adrestedir" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli, Türkiye’nin başına eş zamanlı musallat olan terör örgütlerinin gövdelerinin aynı, dallarının farklı olduğunu söyledi. Bahçeli, "Çıbanının başı okyanus ötesidir. El Bab’ta verdiğimiz kayıpların müsebbipleriyle ülkemizde patlayan bombaların ve sıkılan kurşunların tembihleyicileri aynı adrestedir. Türkiye’nin haklı ve meşru davasından dönmesini bekleyenler boşuna zaman kaybetmektedir. Teröristler nerede ise, nerelerden üreyip saldırıya geçiyorlarsa oralarda imha etmek artık devlet ve millet vakarının tarihi icabıdır. Milliyetçi Hareket Partisi sonuna kadar devletinin, sınır içinde ve sınır ötesinde kahramanca mücadele veren Türk Silahlı Kuvvetlerinin hem destekçisi, hem de duacısıdır" diye konuştu.

"Türkiye’nin önüne hendek kazan, duvar diken, elini kolunu tutan, bununla kalmayıp teröristleri azdıran muhasım güçlere 79 milyon şamarı indirecektir" diyen Bahçeli şunları kaydetti:

"Şayet anıda bir olup, atide bir kalacaksak, terörle mücadelede de kesinlikle bir ve beraber olmalıyız ve inşallah da olacağız. Ne var ki 4 parçalı Birleşik Büyük Kürdistan kurma çabaları küresel güçlerin şiddeti kızıştırıp vahşeti tırmandırmasıyla yavaş da olsa devam etmektedir. Buna karşılık Türkiye’nin Rusya ile işbirliği içinde Suriye’de ön alması, ilan edilen ateşkesin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde kabulü değerli bir sonuçtur. Halep başta olmak üzere, kaosun derin izlerini taşıyan yerleşim yerlerine acilen, güvenli ve engelsiz insani yardım ulaştırılma iradesi mühim bir gelişmedir. Ocak ayının sonunda rejim ve muhalifler arasında Astana’da yapılması gündemde olan müzakerelerin de bölgesel istikrar için ümit verici olduğu açıktır. Bu aşamada terör örgütleri durmayacak, provokasyonlarını sürdüreceklerdir. Buna hazırlıklı olmak zorunluluğu vardır. Kaldı ki gelişmeler de buna işaret etmektedir. Ortaköy’e kadar gelen teröristin, kapalı devre çalışan, neye hizmet ettiği az çok belirgin olan yabancı istihbarat örgütlerinden bağımsız olduğunu söylemek beyhude bir değerlendirmedir. Türkiye’nin Suriye topraklarında, terörün kaynağında milli beka ve güvenliği için yaptığı mücadeleye, İstanbul’da adeta cevap verilmiştir. Bu kanlı eylem aziz milletimize adi ve hayasız bir meydan okumadır. Biz bunu görüyor ve taraflarına diyoruz ki; ne yaparsanız yapınız, Türkiye namerde el açmayacak, küresel cellatlara taviz vermeyecektir. Temeli bin bir fedakarlıkla kazılmış, harcı şehit ve şühedanın kanıyla karılmış Türkiye Cumhuriyeti hain ve teröristleri eğer inlerindeyse bulup yok edecek, eğer meydandalar ise gazap olup başlarına yağacaktır. Katiller için kaçış yoktur, kurtuluş yolları bitmiştir."

"7 DAKİKA BOYUNCA ÖLÜM YAĞDIRAN TERÖRİSTE GÜVENLİKTEN SORUMLU BİR ALLAH’IN KULU NEDEN MÜDAHALE ETMEMİŞ"

Bahçeli, İstanbul’un göbeğinde, en işlek ve canlı semtinde, elinde kaleşnikofla gelip meşhur bir eğlence mekanını basarak kana bulayan cani ve eylemi hakkında kafalarda oldukça fazla soru işaretinin belirdiğini vurgulayarak, "Benzeri saldırılara mesela 13 Kasım 2015’de Fransa’da, mesela 12 Haziran 2016’da ABD’de, mesela 19 Aralık 2016’da Almanya’da rastlanması bir şeyi değiştirmeyecek, ihmallere kılıf olamayacaktır. Öncelikle muhtemel bir terörist saldırının hiç mi istihbaratı alınmamıştır? Eğer alınmışsa, aksaklık nerededir? Teröristin bir taksiyle Ortaköy’e geldiği söylenmektedir. Peşinden Reina’ya girip dakikalarca ateş açtığı ortadadır. Bu süre zarfında anılan mekanın onlarca güvenlik görevlisi nereye gitmiştir? 7 dakika boyunca ölüm yağdıran teröriste güvenlikten sorumlu bir Allah’ın kulu neden müdahale etmemiş, edememiştir? Herkesin gözü önünde terörist nasıl kaçabilmiştir? Ortaköy yanarken, yol ağızları, kavşak noktalar, karadan veya denizden giriş ve çıkışlar tutulmuşken, bu terörist nasıl ortadan kaybolabilmiştir? Polis kontrol noktaları boşuna mı kurulmuştur? Bu saldırının hala aranan tek bir katil tarafından planlanıp icra edildiğine kanmak evvela aklın inkarıdır. O halde işbirlikçiler, yardım ve yataklık yapanlar hakkında bir ipucu bulunmuş mudur? Büyükşehirlerimizde, İstanbul gibi dünyanın en büyük Türk kentinde, böylesi terör saldırılarının yapılabilmesi oldukça düşündürücüdür. Silahlı ve bombalı alçaklar hedeflerine kilitlenip keşif anından saldırı pozisyonuna geçesiye kadar serbestçe dolaşırken güvenlik ve istihbarat kurumları neyle uğraşmaktadır? Durakta ölüm vardır. Stadyumda ölüm vardır. Garda ölüm vardır. Havalimanında ölüm vardır. Yollarda, dağlarda, sınırlarda ölüm kol gezmektedir. Sokakta, caddede, şehir meydanlarında saldırı ve suikast had safhadadır. Bu durum karşısında ne yapalım, kaderimizmiş deyip olan biten her şeyi sineye mi çekelim? Bilahare her seferinde terörü kınıyoruz. Tekrar tekrar acı ve matemden bahsediyoruz. Bunları yapalım yapmasına da, terörün ve teröristlerin saçtığı nifak tohumlarının, açtığı dipsiz kuyuların ulaştığı boyutu da görelim, uyanıp, irkilip kendimize gelelim. Yeter artık, asıl irade ve gerçek kudret Türk milletinindir diyelim" açıklamalarında bulundu.

"FİTNE ÇIKARMAYI ARZULAYANLARA ASLA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ"

İhanete ortak olan, ihaneti özendirip toplumsal birlik ve dirliğe zincir vurmak isteyen kişilere hak ettiği cezaların korkusuzca verilmesi gerektiğine vurgu yapan Bahçeli, "Sürekli ağlamakla, sürekli yakarıp şikayet etmekle nereye gideceğimizi sanıyoruz? Daha kötüsü, toplumsal hassasiyetlerle oynanmakta, maneviyat sömürüsü tırmanmakta, etnik ve mezhep ayrımcılığı kamçılanmaktadır. Bir yanda yılbaşı kutlayanlar, diğer yanda Mekke’nin fethini ananlar iki kampa bölünmüştür. Yılbaşı eğlence ve kutlamalarını küfür olarak görenlerle, bunun tam aksini düşünenler arasında oluşan derin yarık giderek büyümektedir. Bacadan girdiği söylenen Noel Baba figürüne karşı, damardan giren tahammülsüzlük okları, hoşgörüsüzlük şırıngaları bizi birbirimizden koparmaktadır. Ayrışmanın çarkına nasıl kapılırız? Birbirimizin hayat tarzına çatık kaşla bakmak, kin beslemek, saldırmak ve de insani tercihlere saygısızlık yapmak olur ve kabul edilir şey değildir. Ayrıntıdaki farklılıklarımız bizi, gerginlik ve kutuplaşma noktalarına taşımamalıdır. Yeni yıl kutlamalarının karşısına Mekke’nin fethini çıkarmak veya tam tersine heves etmek, affı ve telafisi mümkün olmayan art niyetlilik, su katılmamış bir cehalet numunesidir. Üzerimizde tahakküm kurmak isteyenlere, aramızı bozmak, fitne çıkarmayı arzulayanlara da asla müsaade etmeyiz, etmeyeceğiz" şeklinde konuştu.

"KLAVYENİN ARDINA SAKLANAN İNSAN MÜSVEDDELERİNİN…”

Ortaköy’deki gece kulübü saldırısı sonrası sosyal medyadan terörü öven yorumlar hakkında değerlendirmelerde bulunan Bahçeli, "Reina katliamının öncesi ve sonrasında, sosyal medyadan yapılan bazı yorum ve açıklamaların düşmanlıkları bileyip teröristleri teşvik etmesi alarm verici düzeydedir ve suçtur. Klavyenin ardına saklanan insan müsveddelerinin burada saymak ve söylemekle bitiremeyeceğim dehşet verici mesajları, biliniz ki, bu aziz milletin hiçbir değeriyle bağdaşmayacaktır. İnsanların yılbaşı gecesi katledilmelerine ‘oh olsun’ demek bir defa İslam’la uzaktan yakından alakası olmadığı gibi kelimenin tam manasıyla alçaklıktır. İnanan-inanmayan, laik-anti laik, Alevi-Sünni kutuplaşmasına hizmet eden kim varsa Türk milletinin potansiyel ve her an açığa çıkması muhtemel azılı hasmıdır. IŞİD’in bir hedefi, Ortaköy’ü kana bulayan canavarın kulağına fısıldanan amaçlardan birisi de bu değil midir? Kaldı ki FETÖ yıllarca bunu yapmak istememiş midir? Reina’dan yeni bir mezhep düşmanlığı çıkarma ve insanlarımızın hayat tercihleri itibariyle bölme çabaları terörizmin ve yanında yöresinde buruşmuş yüzlerini gizleyen şarlatan efendilerinin bitmeyen bir oyunudur. Bu oyunu Müslüman Türk milleti gene bozacak, oyuncuları da rezil rüsva edecektir. Ecdadımızın hoşgörü ve adaletli yönetimiyle müşerref olmuş asırlarda huzur ve sükunet, saygı ve anlayış zirvedeydi. Tarih şahittir ki, zulme uğrayan, dost arayan insanların en emin sığınağı, yüzyıllar boyunca milletimizin konuksever ve şefkat dolu yüreği olmuştur. Bakınız merhum hünkarımız II. Mahmut 1830’lu yıllarda ne diyordu: -Ben tebaamın Müslüman’ını camide, Hıristiyan’ını kilisede, Musevi’sini havrada fark ederim. Aralarında başka türlü bir fark yoktur. Cümlesi hakkındaki muhabbet ve adaletim kavidir ve hepsi hakiki evladımdır.- Biz bu emsalsiz zihniyet ve kavrayışı hayranlıkla, hürmetle ve hasretle yad ediyoruz. Türk-İslam medeniyetinin böylesi bir parlak ve gıpta edilen olgunluğa tekrar yükseleceğine, medeniyet konusunda ispat ettiği rüştünü yeni baştan göstereceğine inanıyoruz" ifadelerini kullandı.

"KOMŞULARIMIZ HUZURA ULAŞMADAN, BİZİM RAHAT VE GÜVENDE OLMAMIZ İMKANSIZDIR"

Bahçeli, "Karmaşık slogan ve yaldızlı sözlerle takdim edildiğinin aksine, insandan uzak bir değerler sisteminin dayatıldığı; hak, adalet, paylaşma ve barışın çok uzakta olduğu bir çağdayız" diye konuşarak şunları kaydetti:

"Yüzyıllardır süren milletler mücadelesi, bugün yeni bir perspektif ile ve tüm acımasızlığıyla devam etmektedir. Günümüz dünyasında geleceği belirlemek, haritaları yeniden çizmek için kanlı rekabete giren güçler aynı zamanda küresel egemen güçlerdir. Özellikle, yakın çevremizde yaşanan yoğun çatışmalar, suikastlar, sabotajlar, komşumuz Irak ve Suriye’deki devasa buhranlar yalnızca bu bölgeyi değil tüm dünyayı dalga dalga etkileyecek ölçüdedir. Bu kapsamda daha da acıklı yankı ve yansımalar önümüzdedir. Bunu engellemenin yegane yolu İslam ülkelerinin kendi gelecek ve kaderlerine sahip çıkacak dirayet ve basireti gösterebilmelerinden geçmektedir. Türkiye’de buna destek ve yardımla mükelleftir. Komşularımız huzura ulaşmadan, bizim rahat ve güvende olmamız imkansızdır. Demokrasi ve güvenlik dengesini kurarak milli varlık ve geleceğimizi güvenceye almak çok boyutlu milli ve dürüst bir siyasi ve diplomatik mücadeleyle mümkündür. Kalkınma ve modernleşme sürecini yakalayamayan İslam Dünyası, üretmekten çok tüketen, kaynaklarını israf eden, küresel menfaatlere hizmet eden anlayışı ile 2017’de de ümitvar görünmemektedir. Üzülerek belirtmeliyim ki, gelişme yolunda alınan mesafeye rağmen Türk dünyası ve Müslüman toplumlar, ellerindeki büyük kaynakların ve sahip oldukları beşeri potansiyelin çok altındadır. Dağınık, uyumsuz, hareketsiz, kontrolsüz ve içe kapanık bir görüntü veren İslam toplumları küresel güçlerin oyuncağı haline gelmişlerdir. İşin daha da kötü yanı, terörizm İslam dünyasını baştan ayağa kavramakta ve kanatmaktadır. Küresel bir barışın, hakkaniyetin, adaletin ve paylaşımın hakim olmasını dilediğimiz gelecek yıllarda, gerçekçi yaklaşımla baktığımızda, bu coğrafyaya liderlik yapabilecek, örnek ve model olabilecek yegane ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğu görülecektir. Bu da öncelikle güçlü, saldırıları def etmiş, kuşatmayı yarmış, milli birlik ve bin yıllık kardeşliğini sağlama almış bir ülke ve yönetim yapısıyla temellenecektir. Takdir edersiniz ki, her yükseliş, elbette ki egemen gücün lehine, mahkum milletin aleyhine gerçekleşmektedir. Ancak, bu asimetrik etki aslında milliyetçiliğin zirveye çıkışının da bir dayanağıdır. Bu itibarla küresel aktörler açısından, ülkelerdeki yükselen milliyetçiliğin kırılması; dil, din veya mezhep farklılıklarının derinleştirilmesi ve bunların üzerinden federal devletler oluşturulması hedeflenmektedir. 2017’de de bu sinsi ve ahlaksız faaliyet durmayacaktır. Aslında egemen güçler kendi yayılmacı emelleri için milliyetçi perspektifle hareket ederken, ellerini uzattıkları ülkeler için milliyetçiliği bastırmaya çalışmak gibi bir ikilem de yaşamaktadırlar. Ancak maksadı ne olursa olsun, küresel dayatma ve emperyalist baskıların önündeki en önemli engel milli devlet yapısı ve bu yapının temel taşı olan milliyetçiliktir. Başka bir deyişle, bir milletin yükselişinin dayanağı, milliyetçi düşünceler, milli kimliğin gücü, milli devletin sağlamlığıdır. Küresel gelişmelerin bir figüranı değil baş aktörü olmayı hedefleyen milliyetçi projeler, yalnızca Türkiye’yi değil soydaşlarımızı ve müşterek kültür dairesinde yaşayan mazlum milletleri de kurtaracak yeni bir anlayışı temsil etmektedir. Buradan çıkarılması gereken sonuç çoğulcu, çok kutuplu, dengeli yeni bir dünya sistemine duyulan ihtiyacın giderek artmakta olduğudur. Bugün bütün insanlık, çevre sorunundan enerji sorununa, bulaşıcı hastalıklardan adalet sorunlarına, terörden etnik çatışmalara kadar karşı karşıya bulunduğu tehlikelerle ortak bir kaderi paylaşmaktadır. Dünyayı daha yaşanır bir yer haline getirebilmek, Afrika’dan Amerika’ya, Asya’dan Avrupa’ya kadar yerkürenin her köşesinde yaşayan bütün insanlık için ortak bir amaç haline gelmelidir. Bu anlayış, bir yönüyle Türk milliyetçilerine düşen tarihi bir görev ve sorumluluğa da işaret etmektedir. Aynı zamanda cihan devleti kurmuş olan atalarımızdan kalan yönetim mirasının da bir gereğidir. İnsan merkezli, hak ve adalet ilkelerine uygun, gönüllü paylaşımı ve işbirliğini amaçlayan, küresel kaynakları hakkaniyetle insanlığın istifadesine sunan yeni bir aydınlanma sürecinin Türk milletinden başlaması milliyetçilerin Türkiye merkezli fikirlerinin temelini oluşturmaktadır."

"BEKLEMEKSİZİN BİR OLALIM, DİRİ OLALIM, İRİ OLALIM"

Bahçeli, yaklaşan ağır tehlikeler karşısında artık vakit kaybına tahammül kalmadığını, hiçbir ayrım yapmadan bayrak, vatan ve millet ortak paydasında buluşmanın zamanının geldiğini ifade ederek, "Göğsünü gere gere ülkem, milletim, vatanım haykırışlarıyla yanıp kavrulan herkesle beraberlik şarttır, tarihi önemdedir. Beraberce mutlu günlere doğru kat edeceğimiz daha nice yıllar vardır ve olmalıdır. Bütün samimiyetimizle ve muhabbetle ortak paydamıza saygı gösteren herkese elimizi uzatıyoruz. Ancak bölünme gayreti içerisinde olanları da affetmemizin mümkün olmadığını buradan ilan ediyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi ve Türk milliyetçileri, Türkiye’nin milli birliğini ve kardeşlik hukukunu korumaya ant içmiştir. Bilinmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti sokakta bulunmamıştır. İcazetle kurulmamıştır. Sömürgeciler tarafından ikram edilmemiştir. Türk devleti, Türk vatanı ve milli kimlik şehit kanlarıyla kazanılmıştır. Ve hatırdan çıkarılmamalıdır ki, tarihin hiçbir döneminde, Türk milletine yapılan ihanet karşılıksız ve cezasız bırakılmamıştır. Biz, doğulusunu da batılısını da, Alevisini de Sunnisini de, kucaklayacak büyük sevgilerle dolu bir davanın mensuplarıyız. Bu topraklara vatanım diyen, bu insanlara milletim diyen, bu bayrak benim, bu ülke benim diyen herkesle uzlaşır, gönlümüzü açarız. Ayrılıkta hayır yoktur. Gün birleşme günüdür. Birleşmenin adresi ise büyük Türk milletidir. Uzlaşma ve huzurun merkezi de Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bize yol gösteren geçmişin acı hatıraları değil, geleceğin aydınlığıdır. Çağrım tüm siyaset kurumuna ve hükümetedir: Beklemeksizin bir olalım, diri olalım, iri olalım. Türkiye’nin geleceğini birlikte inşa edelim. Huzur dolu, refah içindeki geleceğe birlikte ulaşalım. Terörizmi milli mutabakat içinde imha edelim. Ya onurlu ve huzurlu bağımsız bir millet olarak yaşayacağız, ya da küresel oyunlara boyun eğerek bölünme ve parçalanma tuzağına düşeceğiz. Türkiye, Türk milletinin ebedi vatanı olarak hep var olacaktır. Şerefli Türk bayrağı bu vatan üzerinde hain ellerin uzanamayacağı yükseklerde ilelebet dalgalanacaktır. Türkiye’nin birliği, refahı, mutluluğu ve geleceğinin yegâne teminatı ay yıldızlı al bayrak altında birleşmekten geçmektedir. Bir milletin şerefi ve haysiyeti, ortak değerler üzerinde yükselen milli birliği ve kardeşliğidir. Milli birliğimiz yara alır, kardeşlik ruhumuz sarsılırsa, bunun geriye dönüşü mümkün değildir. İnancım odur ki, Türk milleti yapay ayrımlara, beyhude çabalara fırsat vermeyerek, beraberliğini sonsuza kadar sürdürecektir. Bunu başarmak; tarihe, ecdadımıza, aziz milletimize ve gelecek nesillere borcumuzdur. Bu borcun ödeneceği gün gelmiştir. Türkiye’yi onurlu bir geleceğe taşıyacak çelikten bir irade teşkil edilirse, bizi hiç kimse tutamayacak, önümüze hiç kimse geçemeyecek, kriz, kaos ve darbe çığırtkanları inanıyorum ki kadavraya dönüşeceklerdir. Gelin Türkiye’yi bölgenin ve kürenin parlayan yıldızı yapalım. Gelin ihanetin belini müştereken kıralım. Gelin ’Ne Mutlu Türküm Diyene’ sözüne ebediyetin mührünü vuralım, hep birlikte saldırı ve düşmanlıklara karşı etten, imandan, inançtan, ülküden aşılmaz, yıkılmaz, dağılmaz bir duvar çekelim" değerlendirmesinde bulundu.

(Abdullah Sarıca - İlker Turak / İHA)
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik ya da ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde hiçbir içeriği site’de paylaşmayın.