Şoray Uzun kendi 80'lerini anlattı 08 Mart 2012, 18:43

Kanal 7'de yollara düşüp köy köy dolaşarak herkesin programcısı olan Şoray Uzun, iki yıldır ekranlarda yoktu, Seksenler dizisiyle müthiş bir dönüş yaptı.

Nursel Tozkoporan'ın röportajı

Bu aralar “seksenler”dizisi ile kafayı bozdum… Nerde olursam olayım diziyi izlemeden yapamıyorum.

Abarttığımı düşünüp, nedenini sorduğunuzu duyar gibiyim…

Dizi beni zaman tünelinden geçirerek çocukluluğumun geçtiği Samsundaki mahallemize, evimize kadar götürüyor.

Seksenli yıllarda siyasetin en çalkantılı dönemiydi. Küçük olmama rağmen hafızamdan asla silinmeyecek anılarım var. Mesela gece çatışmalarında bir kurşuna hedef olmayalım diye yer yataklarında yatardık. Sokakta yürürken heran ne olacağını kestiremediğimiz için tedirgin yürürdük. Yanımızda defalarca gruplar tarafından gençlerin dövüldüğüne çok şahit olmuşumdur…

İtiraf edeyim, dizinin içerikten çok dekor ve aksesuarlarına takılıyorum… Sanat yönetmenini takdir etmek lazım en ince ayrıntısına kadar düşünmüş… Hele o kömür sobası bana neler hatırlatıyor… Kütüphaneli çekyat, benim hem yatak odamdı hem çalışma masam hem de kitaplığımdı… Dantel örtülerden ablam neler çekerdi. Onları kolalar, ütülerdi… Her bölümde çocukluğumu, o eski günleri tekrar tekrar yaşıyorum…

Dolayısıyla “seksenler” fikri, çok iyi düşünülmüş bir iş, Birol Güven’i takdir etmek lazım… Oyuncular da rolleriyle bütünleşmişler…

Ahmet karakterini çalıştıran Şoray Uzun, üniversiteden arkadaşım olduğu için olmalı doğal olarak daha çok dikkatimi çekiyor… Uzun zamandır görüşemedik… Hem ziyaret hem ticaret misali dizinin setine gittim… Tam gittimki kayda hazırlanıyorlardı… Şorayla sohbet etmeye zaman kalmadı. Mecburen çekimi beklemek zorunda kaldım. İyi de oldu, kamera arkasını da gözlemlemiş oldum. Tam bir disiplin hâkimdi sette… Nerdeyse günün büyük bir bölümü orda geçti. Akşama doğru çekimlere ara verdiklerinde ancak konuşabildik Şorayla… Aslında uzun bir sohbetti. Okul yıllarından başladık,kanal7 de beraber çalıştığımız dönemler derken, diziden çıktık… Seksenlerle günümüzü karşılaştırmasını istediğimde ilginç tesbitlerde bulundu Şoray… Ceyarın evimize girmesi ile toplum ahlakının bozulmaya başladığını, hatta şu anda Ceyarı aştığımızı, Ceyara ders verebilecek hale geldiğimiz söyledi. Çok keyifli bir muhabbetti. Ama yine de Şoray yorgun olduğundan olmalı, o eski esprili, ele avuca sığmayan hali yoktu…

NADASIM 2,5 SENE SÜRDÜ

Şoray, Televizyon programından sonra uzun bir süre seni göremedik. Ne kadar oldu ekranlarda olmayalı?

2.5 sene oldu.

Ele avuca sığmayan birisi olarak 2,5 sene uzun bir süre değil mi?

Hayır, uzun bir süre değil.

Bence uzun bir süre…

Şundan dolayı değil. Bir iş yapıyorsunuz, bu bir rol olabilir, başka bir format olabilir o formattan veya o kişilikten çıkmak zaman alıyor. Tarlaya nasıl iki sene peş peşe patates ekemezsiniz, ekerseniz verimi de düşer. Bir sene patates ekeceksiniz diğer sene soğan ekeceksiniz bu arada da nadas gerekiyor. Benim nadas da 2,5 sene sürdü.

Yani oyuncu olarak bir rol alabilmem için o gezgin, elinde mikrofonu Anadolu’yu gezen, teyzelerle röportaj yapan, cirit oynayan adamın bir süre kenarda beklemesi lazımdı.

GEZİ PROGRAMI CİDDİ ANLAMDA YORDU BENİ

Bu 2,5 yıl içinde proje teklifleri oldu mu?

Olmaz mı? Ama bana gelen işler hep gezi programıyla ilgiliydi. Zaten gezi programına devam etmek isteseydim Kanal 7’de devam ederdim. Doğrusu gezi programı ciddi anlamda yordu beni. Bir de biliyorsun benim esas işim oyunculuk.

BİZ SEKSENLERİ TRT İLE HATIRLIYORUZ

“Gezi programı beni yordu” derken, ne kastediyorsun?

Bu işi yapan arkadaşlara Allah kolaylık versin çok yorucu bir iş. Seyretmesi keyifli ama hayata geçmesi çok yorucu bir iştir. Dağ bayır dolaşıyorsunuz evden uzakta iki hafta dönmüyorsunuz bedenen de çok yorucu oluyor. Aile reisi iseniz ailenizle ayda iki kez görüşüyorsunuz, o zaman da o aile olmuyor. Aile ve çocuklardan uzak kalıyorsun. Bedenen bir süre sonra gerçekten yıpranıyorsunuz. Bir de şunu ilave etmek istiyorum gezi programının en sağlıklısı birkaç kanalda yapılır.

Neden?

Ben öyle düşünüyorum. Çünkü o formatın yakışacağı birkaç kanal vardır. Onların da başında Kanal 7 geliyor. Bir başka müessesede bu kadar ilgi çeker miydi bu kadar uzun soluklu olur muydu onu bilmiyorum. Yani kanalın izleyici gözündeki yayın algısı ile o program formatı örtüştüğü için oldu. Mesela ‘Seksenler’ bir başka televizyon kanalında belki bu kadar izlenirde belki daha çok veya daha az izlenirdi ama bunun yakışanı TRT oldu. Çünkü biz Seksenleri TRT ile hatırlıyoruz. O gezi programı da o anlamda tam logolarını bulmuş işlerdi.

İlk gelen dizi projesi ‘Seksenler’ miydi? Başka bir dizi projesi geldi mi?

Başka dizi projeleri oldu ama ya rolde ya da rakamda anlaşamadık. Artık dizi teklifleri gelmeye başlamıştı bana.

BİROL GÜVEN’İN EŞİ BURCU HANIMIN AKLINA GELMİŞİM

‘Seksenler’ Projesi nasıl oldu?

Bir gün Birol Güven aradı, projeden bahsetti. Kast çalışmaları sırasında eşi Burcu Hanım’ın aklına gelmişim. Gittim, görüştük acayip beğendim projeyi. Projede Ahmet rolünü oynuyorum ama herhangi bir rolü de oynardım.

Direk sana Ahmet rolü mü teklif edildi?

Yok. Daha o zaman kast dağılımı yapılmamıştı, proje aşamasındaydı. “Sen projede ol” dedi Birol Güven ben de” seve seve olurum” dedim. Birkaç tane de rol vardı onlar bazı kişiler arasında gitti geldi, oldu olmadı derken nihayetinde Ahmet rolü uygun görüldü.

Ahmet’ten memnun musun?

Ahmet’ten çok memnunum.

Yani Ahmet seninle özdeşleşiyor mu?

Kesinlikle… Berat Yenilmez ile ilk defa çalışıyorum hastanede Sami’yi oynuyor O’ndan daha iyi kimse oynayamazmış gibi geliyor bana. Serhat, Ergün Plak’ı oynuyor. Ben oynasaydım Serhat kadar başarılı olamazdım. Çağatay’ı İlker Ayrık oynuyor İlker de zaten uzun süredir takip ettiğim çalışmayı çok arzu ettiğim arkadaşlardan bir tanesiydi. Dolayısıyla Ahmet ihalesi bana kaldı. Çok da iyi oldu. Tipoloji anlamında da rol anlamında da, görüntü itibariyle de elimden geldiğince canlandırmaya çalıştığım Ahmet bana daha yakıştı. Ha diğerlerini oynayamaz mıydım oynardım ama şu an oynayan arkadaşlardan daha iyi kesinlikle oynayamazdım.

80’LERDE “SEKSENLER”İ ÇEKTİĞİMİZ YERDEYDİM

Peki, Şoraycığım 80’de kaç yaşındaydın?

80’de ortaokul çocuğuydum. Seksenler’i çektiğimiz platonun 50 metre aşağısında Yenibosna Ellinci yıl ortaokulu var orada öğrenciydim. 80’lerde ‘Seksenler’i çektiğimiz yere 50 metre aşağıdaydım. Yani anlıyacağın 80’lerde ben yine buralardaydım.

HALKIN YÜZDE DOKSANINDAN FAZLASI DARBEYİ DESTEKLEDİ

12 Eylül’ü hatırlıyor musun? 12 Eylül’de neredeydin?

12 Eylül sabahı annem beni ekmek almaya gönderdi. Gittimki fırın kapalı dönüşte de bir asker yolumu kesti “darbe oldu, Ordu yönetime ek koydu sokağa çıkma yasağı var senin ne işin var burada” dedi. Benim ne sokağa çıkma yasağından, ne demokrasinin kesintiye uğramasından haberim vardı daha çocuktum. Televizyondan milli güvenlik konseyinin açıklamalarını dinliyoruz ama o dönemde halkın yüzde doksanından fazlası darbeyi destekledi çünkü günde ortalama 6 kişi ölüyordu. E–5 üzerinde cenazeler oluyordu, üniversitelerde her gün vukuat vardı. Her yer taranıyordu, bombalar atılıyordu, suikastlar oluyordu, kan gövdeyi götürüyordu, kardeşin kardeşi, aynı mahalledeki çocukların bir birini boğazladığı kimsenin hatırlamak istemediği kepaze yıllardı siyasi anlamda. O dönemi sorgularken şimdi kolay da, o dönemi yaşayanlar darbe olunca derin bir oh çektiler. Ve bunu desteklediklerini hatırlıyorum. Hep dış mihrak derlerdi, ben o zaman anlamını bilmezdim büyüyünce anladım ki, neyin peşinde koştuğunu bilmeyen 17–18 yaşlarındaki çocuklar bir birlerini öldürdüler.

MEĞER HERKESİN DERDİ SINIF ATLAMAKMIŞ

Şimdi günümüzde bakıyoruz da ideolojisi, yaklaşımı, siyasi görüşü ne olursa olsun ona gerçek anlamda inanmış delikanlıların hepsi öldü. Ya darağacında ya da sokakta ya da zindanlarda çürüdüler. Kalan kaypaklar o davanın savunucuları oldular. Yetmedi, o dönem yeterince cesaret gösteremeyenler yetkili oldular ve o yetkilerini ne kadar kötü kullandıklarını da gördük geçen süreç içerisinde. Ne ideolojileri varmış ne ilkeleri varmış meğer herkesin derdi sınıf atlamakmış, bir üst segmente geçmekmiş iyi arabalarda lüks evlerde oturmakmış. Bunu gerçek anlamda içten savunucularını toprağın altına gömdük

Seksenlerdeki hayatı hatırlıyorsun… O yıllardaki insan ilişkileri, aile ilişkileri diziye ne kadar yansıyor?

Konsantre olarak yansıyor. Ben bir bölümde bizim seksenlerdeki sokağın neredeyse bir yıllık birikimini bir bölümde bile kullandığımız oluyor. Mesela kömür taşımak yılda bir kere olur, biz onu bir bölümde kullandık. 80 dakikada neredeyse bir yılımızı anlattık. O zaman doğal gazın ne olduğu bilinmiyordu, doğal gazdan bile haberimiz yoktu. Durumu çok iyi olanlar gaz sobası kullanıyordu ama o da yok piyasada. Gaz kuyrukları vardı. Biraz hali vakti yerinde olanlar fueloil kullanırdı. Ama o da çok pahalıydı. Diğerleri odun ya da kömür kullanırdı.

BİZİM KUŞAĞIN BEL AĞRISI KRONİKTİR

Çok net hatırlıyorum, İstanbul’un üzerine geceleri kocaman bir sis inerdi. İki üç gün lodos beklerdik ki o sisi dağıtsın. Şaka değil, hava kirliliğinden dolayı, gelen otobüsün üzerindeki yazıyı okuyamadan otobüse bindiğimizi bilirim. Bütün binalarda kömür yakılır. Apartman yöneticileri E–5 kenarında sabahın 6’sında dizilirler, sipariş ettikleri kamyon gelir o kamyon apartmana gelir apartman görevlisi varsa o yıkar yoksa ev sahipleri ya da mahallenin çocukları yıkar taşır. Bizim kuşağın bel ağrısı kroniktir yani. Odun taşı, kömür taşı, kuyruğa gir.

Sen de taşıdın mı?

Tabi taşımaz mıyım? Bir de benim babam tır şoförüydü. Komşuya kömür gelince yapacak bir şey yoktu. Komşu olman yeterliydi.

AYRANIN YERİNİ KOLA, LAHMACUNUN YERİNİ FAST FOOT ALDI

Günümüzdeki komşuluk ilişkilerinden farkı bu…

Karşı apartmandaki dairedekilerin isimlerini bilmiyorsunuz hatta asansörde çoğunlukla selamlaşılmıyor bile ama 80’lerde mahalledeki en yukarıda oturanla en aşağıda oturanlar birbirini tanırdı. İsmini bilirdi, oğlu askere mi gitmiş, kızı mı evlenmiş, torunu sünnet mi olmuş, borcu mu var hepsini bilirdik. Bir de süper marketler yoktu. Kredi kartına mahkûm değildik. Bakkala yazdırırdık, paranız olmasa da yazdırırdınız. Güven vardı. Sonra bankerler geldi, kooperatifler kuruldu. Şirinevler’in karşısına Ataköy’e blok blok evler dikilmeye başladı. Arabalar değişti, yabancı markalar geldi, müzik değişti. Ayranın yerini kola aldı. Lahmacunun yerini Amerikan fast foot aldı.

HAVA KİRLİYDİ AMA YEDİĞİMİZ DOMATES DE GDO YOKTU

Bir de biz üniversiteye o dönemde apolitik olarak girdik. Bizim abilerimizin bir derdi varmış doğru ya da yanlış. Biz X kuşağıydık o dönem ne derdimiz vardı, ne olduğunu da bilmiyorduk. Ülkü yok, ideoloji yok, beli bir doktrin yok, siyaset tam oturmamış, istikrar yok. Habire develüasyon oluyor. Çabuk unuttuk onları ama aslında unutmamak lazım. Bu dizi kötü günleri de hatırlatıyor fakat kötü günleri hatırlarken aslında çok iyi olan çok mutlu olduğumuz ayaklarımızı sıkan Sümerbank ayakkabılarıyla tek tip elbiselerimizle, Sümerbank pijamalarımızla, içtiklerimizle daha sağlıklı daha mutlu olduğumuz günleri hatırlıyoruz. Hava temiz değildi hava kirliydi ama yediğimiz domates de GDO’lu değildi. Her şeyi zamanında yerdik. Biraz parası olan turfanda alırdı ama böyle sera malı kışın ortasında yaz meyvesi yazın ortasında kış meyvesi hiç hatırlamazdık. Konserve vardı, sağlıklı turşular vardı. Hayatımızda hiç GDO yoktu, kanserin varlığını çok fazla bilmiyorduk.

ARKADAŞLAR ÜCRET ALMAYAN PSİKOLOGLARDI

Bir de psikologlara gitmiyorduk komşular yetiyordu. Arkadaşlar ücret almayan psikologlardı. Antibiyotik de yoktu sirkeli su vardı. Sirkeli su bizi daha çabuk ayağa kaldırdı. Özel hastanelerin başındaki o bana para lazım diyen yöneticiler tıbbı bu kadar kirletmemişlerdi o anlamda. İnsani ilişkileri sıcak olan, kendi içerisinde ahlaki değerlerini yüksek tutan fakir ama gururluyduk. Bizim ekonomik anlamda mali portremiz geliştikçe tavizlerde baş göstermeye başladı. Çünkü paraya ulaşmanın yolu tavizden geçiyor. Özelikle özel sektörde. Taviz verdikçe yükselen çapsız insanları gördük 80’lerden sonra. 80’lere kadar fena değildik. İnsanın bir duruşu vardı ve o para ediyordu. Şimdi sağlam duruşu olan insan saygı da görmüyor. Günümüzde paran varsa onurlu olman gerekmiyor.

Yorumlar

Ozan :

sonu bile düzmece.

YENER006 :

en sonunda olacagi buydu kizi telef ettiler :)

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder